Blogger Ana Sayfa İletişim Adresi Abonelik

30 Nisan 2008 Çarşamba

Susuz Yaz

Geçen Yaz kuraklığın en doruk noktasına çıkılmış sular bir çok yerde kesilmiş bir gün su verilip diğer gün verilmemiş bir dönemden geçtik basın da bir çok kez yazdı çizdi suyumuzu dikkatli tasarruflu kullanalım diye afişler asıldı.

Olaylar patlak veriyor kuraklık oluyor ondan sonra keşke şöyle olsaydı keşke böyle olsaydı denilmeye başlanıyor.Toplumu bilinçlendirme kampanyasında düzenli olarak bir bilgilendirme yapılıyor mu?

Nisan ayın da istanbula doğru dürüst yağmur yağmadı barajların seviyesi nedir?


Geçen yaz yaşanan kuraklık ve buna bağlı olarak susuz geçirilen günlerden sonra yapılan çalışmaların etkisi ne durumda? O günden bu güne tasarruf sağlanabilmişmidir?

Kuraklık olayını belediyenin üzerine yıkmakla çözümlenemiyecek kadar büyük bir sorun belediye ne kadar önlem alırsa alsın halk bir şekilde tasarruf yapmaya alıştırılamadıktan sonra susuz günlerin yaşanmaması içten bile değil ama en büyük sorumluluk belediyeler'e düşüyor.

Bir bütünlük olmadıktan sonra belediye her tarafa afiş asmış olsada bir şey farketmiyecek gerekirse belediye hane hane dolaşıp bilinçlendirme kampanyası düzenlesin yarışmalar yapsın ödüller dağıtsın ama bu su tassarufu olayına bir çözüm getirmeye çaba harcasın bir çok şeyi anlık yaşıyoruz ve anlık öfke patlamaları yaşanıyor.

Sonrasında bir şekilde ya unutulup gidiyor yada başka bir problem baş gösteriyor onunla ilgilenirken daha önceki problem arka planda kalıyor.

Her yaz kuraklığı her yılbaşı taciz olaylarını her 1 mayıs yaklaşırken yürüyüşün olup olmayacağı tartışılıyor.

Fotoğraf:brtsergio

Güneş Ufuktan Şimdi Doğar Yürüyelim Arkadaşlar

Bu 1 Mayıs Yürüyüşünün Taksimde yapılıp yapılmaması olayı iyice inada bindi gereksiz tartışmalara dönmüş durumda güvenlik önlemlerini katiyen Taksimde olmaz Çağlayanda olur Kadıköyde olur başka bir yerde olur gelin Taksimde şu mitingi yapmayın şeklinde bir pazarlığa dönmüş durumda bir yandan da güvenlik önlemleri bahane gösterilmeye çalışılıyor.

Taksimde güvenlik önlemini alamayan güvenlik güçleri diğer yerlerde nasıl almayı düşünüyor provakatif eylemlerin haberi alınmış ise ona göre güvenlik birimlerini arttırırsınız olur biter.

Ama yok illa inat illa bir güç gösterisi yapılmak zorunda şimdi bu saatten sonra ne başbakan geri adım atacak ne de sendika kuruluşları ortak bir yol bulunmuş değil uzlaşma zaten yok bir taraf kendini geri plana atar ise yenilmiş sayılacak bu olayı öyle algılıyorlar.

Yoksa dünyada tüm gelişmiş demokratik ülkelerde bayram havasında kutlanıyor.Taraftar yürüyebilir ,yılbaşı kutlanabilir,partiler miting yapabilir,bir başka organizasyon yapılabilinir ama 1 Mayıs için yürüyüş yapılamaz.Günlerdir konuşulan tartışılan şeye bakarmısınız bir yürüyüş izni verilmiyor ve sonra da demokrasiden haktan hukuktan bir sürü şeyden bahsediliyor.

Neden Taksim sorusuna gelince cevabı basit siyasal simge konumuna getirilme çabasından başka bir şey değil


28 Nisan 2008 Pazartesi

Manidar Bir Yazı

Hakikaten bu medya kuruluşları son dönemde bir garip davranış sergiliyorlar.

Dünkü hürriyet gazetesinde Ercan Saatçi'nin saçma sapan bir yazısı yer aldı.





Dün, hemen Fenerbahçeli taraftarların oturduğu kale arkasındaki G.Saraylı taraftarlar da bu derbi için bir organizasyon yapmışlar... Üstelik oldukça renkli bir karton gösterisi organize etmişler ! Sadece renklerle ilgili biraz kafam karıştı... Sarı ve kırmızı kartonları anladım ama yeşil rengin sarı kırmızıyla aynı tribünde olmasını anlayamadım? Arada biraz da beyaz renkli kartonlar vardı... Meksika bayrağı desem sarı var o yüzden değil... G.Saray’ın renkleri desem o da değil, yeşilin ne işi var orada ? Anlayamadık... Maçtan önce F.Bahçe taraftarının o trübüne yaptığı tezaruhatı yazmayacağım, ama manidardı doğrusu... yazısının devamı


Spor'un tanımında barış,kardeşlik birlik beraberlik duygusu işlenir.Takımların galibiyetin yanında mağlubiyetinde olabileceği sonuçta fair play ruhunun kazanacağı futbol severlere sunulur.Bir asırı devirmiş iki takım bilmem kaçıncı karşılaşmasına çıkıyor ve bu sefer Galatasaray takımı galip geliyor.Hürriyet gazetesini 500 binden fazla kişi okuyor internette ki okuyucu sayısı ile birlikte bir kaç milyon okuyucuya ulaşıyor.

Hürriyet gibi bir gazetenin editörleri ne iş yapıyor merak ediyorum.Ercan Saatçi'nin Galatasarayın renkleri ile tribünde sergilenen koreografi'den dolaylı yoldan PKK bayrağına benzetme çabası içine düşmesi nasıl bir düşünce zayıflığında olduğunu gösteriyor.Bu yazıyı her hangi bir normal bir köşe yazarı yazmış olsa ertesi gün kapı önüne konulurdu.

Ya tribünde sergilenen oyun karakterleri hakkında birşey bilmen gerekmiyor teknoloji çağında yaşıyoruz internet denilen bir şey icat edilmiş iki dakika zamanını ayır gir neyin nesi diye araştır be adam.Bu olay iki gün sonra unutulacak ve Ercan Saatçi yazı yazmaya devam edecek veya yanlış anlaşıldığı ile ilgili iki satır yazı yazma zahmetine girecek.

Maç hakkında ki görüşüm mü spora provakasyon bulaşmış ne yazılsa boş

Medya ve Hüseyin Üzmez

"Vakit yazarı Hüseyin Üzmez’in 14 yaşındaki bir kıza tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklanması" üzerine yine yeniden bir başka gündelik kutuplaşma ve bu kutuplaşma sonucunda kartel medya - dinci medya çekişmesi her boyutu ile devam ediyor.

80 yaşındaki birinin böyle bir olaya karışması ve mahkeme kararı ile tutuklu yargılanması ile cezaevine konulmuş ve daha önceki vukuatları da belli olan biridir. Kartel medya; dinci medya bu konu hakkında bir şey yazmıyor diyor.Dinci medya ile konumlandırılan gazetele ve medya ise bu olayın komplo olduğunu savunuyor.

Komplo olan nedir söylenmiyor,kim yapmış bilinmiyor komplo neden Hüseyin Üzmez denilen kişiye yapılıyor daha önemli kişiler yokmu memlekette neden ona yapılıyor.


Medya önünde tanınmış bilinen kişilerin dikkatli olması gerekmiyor mu? Toplum tarafından bilinçli yada biliçsiz bir şekilde o kişiye yüklenen sorumluluğun neticesinde ortaya çıkabilecek ve toplum tarafından yanlış anlaşılmalara sebep olacak kötü olayların sorumluluğu kime ait olacaktır.

Şöyle ki Hüseyin Üzmez denilen kişiye yüklenen dindar,dinci,alim,bilgin gibi özellikler yüklenilmiştir.Şimdi bu insanın böyle bir olaya karışması sonucu toplumda çatlamaların oluşmayacağını kim garanti ediyor.Asıl yanlış burada birilerine birşeyler yükleniliyor bu insan dindardır,bu insan Atatürkçüdür,bu insan sağcıdır, bu solcudur, bu akıllı, bu cahil diye sınıflama sonucunda ortaya çıkıyor böyle şeyler.

O insanlar da suç'a karıştığı zaman toplumda çatlama başlıyor sonrasında hatayı,yanlışı nasıl düzeltmeye çaba gösterirsen göster bir kere yaralanmıştır o toplum.


Ne yani şimdi kızın yaşı reşit olmuş olsa bu olay normal mi karşılanacak kimse sesini çıkarmayacak her şey düzgün olmuş olacak değil mi?

26 Nisan 2008 Cumartesi

Adam Olmak

Hayatım aşırı bir biçimde rutinleşti ve günler çok hızlı bir biçimde geçip gidiyor.Günlerin geçip gitmesi bir anlam ifade etmiyor bende geçip giden günlerim rakam'a dönüşmüş durumda iyice sıradanlaştı hayatım.Başka insanlara göre hayatım zaten sıradan olabilirdi ama bana göre öyle değildi son zamanlarda iyice rutinleştiğini hissettim ve açıkçası yaptığım şeylerden zevk almamaya başladım.

Bunlar olup biterken birde etrafımdaki insanlar kendi hayatlarının dışındaki her türlü özel hayata müdahale etmeyi bir iş edinmiş gibi size birşeyleri dikte etmeye çalışmaları insanı çileden çıkarmaya yetiyor da artıyor bile.

Yani o insanların sizi önemsediğinden değil bu söyledikleri kendi hayatları istediği gibi olmayan insanlar başkalarının hayatına müdahil olmaya çalışır ve o kişinin hayatını yönledirme çabasına girer kendi egosunu tatmin edebilmek için o müdahil olduğu kişinin hayatını küçümseme yolunu tercih eder çoğu zaman ben böyle insanlar ile hayatım boyunca tartışma içine girmişimdir.Kendi bildiğim doğru boyunca hareket etmeyi prensip edinmeye çalışıyorum.

Hayatlarımıza durmadan dışarıdan bir şekilde müdahele edilmeye çalışınıp durulur.Adam olmadın,bir şey bilmiyorsun,sen anlamazsın,çalışmıyormusun,evlenmiyormusun,okul durumun ne oldu,eşşek kadar oldun gibi soruları çoğaltmak mümkün istediniğiniz kadar çoğaltabilirsiniz.

Zamanında aynı yollardan geçen kişiler bu söylenen şeylerin hırsını alabilmek içindeki egoyu rahatlatabilmek için bu yola başvururlar.Adam olamadın lafı ile büyüyüp okulu bitiren biri hemen bir işe girince bu sefer o kişi başlıyor ailesine,arkadaşına,yakınlarına aynı şeyleri söylemeye adam olamadın birşey bilmiyorsun demeye çünkü kendisi adam olmuştu bir işe girerek

25 Nisan 2008 Cuma

Turk Telekom Videofon


Türk telekomun yeni hizmeti videfon yakında hizmet vermeye başlayacakmış ilk önce Kurtlar Vadisinde kullanılan telefon şimdi de Cem Yılmazın televizyon ekranlarında yayınlanan reklam filmi ile duyurusu yapıldı.


Videofon cihazları ile görüntülü konuşmanın yanı sıra internette dolaşıp e-postalara da bakılabiliniyormuş daha detaylı özellikler buradan bakabilirsiniz.





Kullanım
  • Türk Telekom Videofon hizmeti ile görüntülü haberleşebilmek için, Türk Telekom'dan temin edebileceğiniz yeni bir cihaza ihtiyacınız bulunmaktadır.
  • Ev/iş telefonu ve geniş bant interneti (ADSL, Metro Ethernet v.b) bulunan tüm Türk Telekom müşterileri bu hizmetten faydalanabilecektir.
  • Bu hizmetten faydalanabilmek için, internet hızınız en az 1024/256 KBit/s olmalıdır.
  • Görüşme yapacak iki tarafta da Videofon cihazının bulunması gerekmektedir.
  • Aramalar mevcut ev ve iş numaraları kullanılarak yapılacaktır.

Kullanım alanlarına buradan bakabilirsiniz.


Sinan Cetin ile Fenomen

Bilgisayar ve İnternet denilen olay yüzyılın icadı mesela televizyonda bir konu hakkında birisi birşeyler söyledi ve bu size yeterli gelmedi.Hemen internetten o konu hakkında herşeyi bulabiliyoruz.


Mesela geçen hafta Sinan Çetin ile Fenomen diye bir program başlamıştı geçen hafta Teoman programda yer almıştı sonuna denk gelmiştim saat tamir ediliyordu.Bu hafta da masa yükseliyor falan sonra her bir yarışmacı bir iki söz söyleyip bir şeyler yapıyor.

Programı uri geller diye biri ile sunuyorlar.Bu Uri Geller denilen kişinin daha önce bir çok ülkede program yapmış ve bu kişinin yaptıklarının şarlatanlık olduğunu ve yaptığı herşeyin sahte olduğunu konferanslarda video gösterisi eşliğinde anlatmışlar(Video 1,2,3,4.)

O ülkelerede bir şey yapamayacağını anlayan uri geller işte bu yüzden direk bizim ülkemize ışınlanıyor ve nasıl olsa artık bana kimse inanmıyor son olarak Türkiye'de bir iki gösteri yapayım birde varisimi belirleyeyim.

Falcıya,üfürükçüye ve buna benzer doğa üstü şeylere genel olarak sorgusuz sualsiz inanan insanlarız zaten inanmayan ilgisini başka şeylere veriyor.

Şimdi internet çağı denilen bu zaman diliminde programın tanıtımını yapıyorsun ve bir şeyi lanse etmeye çalışıyorsun bilgisayarı ve bir internet bağlantısı olan kişi kim bu uri geller diye Google'a yazması yeterli gerisi geliyor.

90'lı yıllarda değiliz artık özellikle medyanın bunun bilincine varması gerekiyor.

24 Nisan 2008 Perşembe

Polemik

Bir konu hakkında tam bir şey yazacak iken bir bakıyorum benim o konu hakkındaki düşüncelerim bayatlamış oluyor.Gündemi oluşturacak bir sürü polemik çıkıyor karşına hangi birini anlatıcaksın birini yazıp çizmeden bir iki kelam edemeden gündeme başka bir bomba düşüyor.Bu yüzden bende Günün Polemiği adı altında birşey oluşturdum.

Yazmak isteyip te yazamadığım üşendiğim veya meşguliyetten dolayı böyle bir şey yapmaya karar verdim.Aslında her konuda birşeyler yazmak ve sonucunda ukalalık taslamak gibi bir art niyetim yok bir şeyleri izliyorum,duyuyorum, veya görüyorum ve bunların sonucunda kendimi bir şeyler yazmak zorunda hissediyorum.

Mesela bir tartışma programını izlersiniz orada durmadan konuşulur birşeyler laf lafı açar ve zaman bir şekilde biter.Bir bakmışsınız sizin düşüncelerinizden dilinize gelen ve sormak isteyipte soramayacağınız sorular veya paylaşamayacağınız düşünceleriniz olur işte benimde bir konu hakkında ki fikirlerimi mail veya yorum olarak yapmak yerine kendi bloğumda paylaşmayı daha doğru buluyorum.

Aslında bir konu hakkında ki düşüncelerim daha sert üslupta olabilir ama mümkün olduğunca özen göstermeye yapıcı eleştiriler getirmeye çaba harcıyorum.

Medyada fikirlerinizi bir şekilde duyurabilmenin bir iki yolu var ya sansasyonel bir olaya dahil olacaksınız yada çoktan seçmeli cevapları önceden belirlenmiş soruları soracaksınız.Tartışma programı izlediğinizde program sunucusu görüş ve düşüncelerinizi bilmem kaç bilme kaça sms olarak veya e-mail yoluyla görüşlerinizi iletmenizi söylerler ve tabiki yayınlanmazlar.

Gazetecilik bölümünden mezun olan onca yetenekli kişinin bir şekilde açıkta kalması ve onların yerlerine şu anda gördüğümüz kişiler veya okuduğumuz yazarların al gülüm-ver gülüm şeklinde ki güdük tartışmaları insanı delirtmeye yetiyor alın bu duruma güzel bir örnek yazı yazılmış burada gerisine siz karar verin daha fazla söze gerek yok

23 Nisan 2008 Çarşamba

Yorumsuz

Geçenlerde ülkemize reklam çekimleri için gelen lost dizisindeki dizideki takma adı Sawyer olan ve James Ford adındaki dolandırıcıyı canlandıran Josh Holloway Türkiye hakkındaki izlenimlerini ve Türkiyede başına gelen taciz olayını gazetelere ve televizyonlarda söylemişti.

Leman dergisi de bu olayı geçen haftalarda katledilen İtalyan Sanatçı Gelin Pippa Bacca olayı ile harmanlayıp karikatürize etmiş daha fazla yoruma gerek yok herşey açıkça ortada.

23 Nisan Neşe Doluyor İnsan

Bugün "23 Nisan " tüm Türkiyede bir çok çeşitli etkinlikler düzenlenerek kutlanılmaya devam ediliyor.23 Nisan için Google bile bir yarışma düzenledi ve sonuçlandı.Dünyanın bir çok ülkesinden gelen çocuklar ile birlikte etkinlikler organize ediliyor ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlanıyor.

23 Nisan günü çocuklar söz sahibi oluyor Meclis Başkanlığı koltuğundan Cumhurbaşkanlığı koltuğuna kadar hepsine çocuklar oturuyor ve o gün için söz sahibi oluyor kutlamalarala bir gün böyle geçip gidiyor.

Sonrasında herşey eskisi gibi oluyor.Peki yeteri kadar çocuklar için bir şeyler yapılıyor mu? Bu sorunun cevabını alabilmek için etrafınıza bakmanız yeterlidir.

Çocukların doğru dürüst oyun oynayacağı yeterli yerler,parklar yok sokak aralarında binalar arasında hiç bir yeşil alan olmadan geçirilen bir çocukluk dönemi sonrasında zaten OKS sınavı ardından ÖSS sınavı derken bu yarışların ardından atlatılan çocukluk ve gençlik sonrasında gençlikten şikayet edilmeye başlanılıyor.

Gençlik apolitik,okumuyor,duyarsız,cahil,eğitimsiz diye devam eden yakınmalar.Bir ata sözü vardır "Ne Ekeresen Onu Biçersin" çocuklar için bir şeyler yapılmıyor ise yarın o çocuklar genç olacak sonrasında erişkin bir birey olduğunda aynı şikayetleri o yapmaya başlayacak çocuklar bir günlüğüne hatırlanmasın daha çok oyun alanları daha çok parklar daha çok çocuklar için düzenlenen etkinlikler yapılsın.

22 Nisan 2008 Salı

Çilek

En sevdiğim kokulardan biri de çilek kokusu olduğunu daha önce de söylemiştim.

Malum baharın gelmesiyle çilek mevsimi de başladı bol bol çilek tüketmeye çalışıyorum.

Hatta önce odadamda belirli bir süre bekletiyorum ağır ağır odaya çilek kokusu sinsin istiyorum.

Aslında meyve ile aram pek fazla olmamasına rağmen çilek söz konusu olunca işin rengi değişiyor.

Küçükken annem komşular ile birlikte reçel yapmak için 3-5 kg çilek alırlardı ve etrafta yiyemiyeceğiniz kadar çok çilek olurdu.Çileği reçel olarak sevmediğimden devamlı çilek hakkımı istiyorum diye bir maraz çıkarırdım.

Sırf daha fazla çilek yiyebilmek için diğer meyvelere karşı böyle bir zaafım yok hatta meyve fazla yemem çileğin kokusu çekiyor bir şekilde neyse ben çileklerimi yiyeyim artık oda da yeterince çilek kokusu oldu.

Fotoğraf: van swearingen

Dünya Günü

Bugün Dünya Günü tüm dünyada çeşitli etkinliklere kutlanılıyor.Bir yandan dünya günü kutlanıyor ve diğer taraftan bir çok nedenden dolayı özelikle Türkiyede son altı ayda pirinçten ay çiçeğine tüm hububat ürünlerinde en az %100 artış olması ve gerekli önlemler alınmaz ise önümüzdeki yıllarda daha da kötü bir durumla karşı karşıya kalacağımız gerçeğiyle karşı karşıya kalacağız.

Dünyada petrol fiyatlarının aşırı artması,spekülatörlerin etkisi,dünyada ihracat yapan ülkelerin ihracat yapmayı azaltması,teknolojinin gerektiği gibi kullanılamaması,nüfusun fazla olması gibi daha bir çok etkinin bir araya gelerek fiyatları bu seviyelere taşımış olmasıdır.

Özellikle ham petrolün şu andaki fiyatının 115$ seviyesinde olması ve her geçen gün fiyatının yukarıya doğru tırmanması sonucu yükselen fiyatların eski seviyelere geri dönmesi zor gibi gözüküyor.Spekülatör etkisi atlatıldığında fiyatlarda düşme gözlemlenebilir ama en az %100 artan tarım ürünlerinin geri %100 düşmesi ve eski fiyatlara geri dönülmesi ne yazık ki hayal gibi duruyor.

Çünkü üretimde ve nakliyede kullanılan mazot fiyatları artarken ürünün fiyatının aynı olması beklenemez.
Küresel ısınma sonucu dünyada değişen iklim şartlarından dolayı aşırı yağış veya aşırı kuraklık sonucu tarım ürünlerindeki değişimlerden dolayı fiyatların düşmesi ne yazık ki zor.

Yeni politikalar yeni düzenlemeler ve en önemlisi doğaya karşı daha çok saygı göstermeliyiz.Bugün olmasa bile ilerki yıllarda tehlike çok daha şiddetli kendini gösterecektir.

Lütfen doğaya biraz daha saygı...

21 Nisan 2008 Pazartesi

bX-r4l10y Hata Kodu

Geçen gün bloğuma yazıyı yazdıktan sonra fotoğraf yüklemek için fotoğraf yükleme sekmesine tıklayınca birden hata vermeye başladı.bX-r4l10y şeklinde bir hataydı hatanın tam şekli şöyleydi


bX-r4l10y
Additional information
blogID: 123456789001234567
host: www.blogger.com
uri: /upload-image.g
This information will help us to track down your specific problem and
fix it! We apologize for the inconvenience.


Yazı kaydedilmişti yazıyı kaybetme gibi bir durum söz konusu değildi sayfayı yeniliyorum tekrar deniyorum olmuyor.Baktım olacak gibi değil yazıyı yayınlayıp hata hakkında Google Blogger Yardım Gruplar 'da biraz bakındım ve bir çok kişi aynı durumdan şikayetçiymiş bu yüzden
Google blogger'da karşımıza çıkan bx- ile başlayan hata kodlarını şikayet edebileceğimiz bir form hazırlamışlar.Buradan
formu doldurup şikayetimizi gönderdiğimizde gerekli incelemeyi yapıyorlar.Neyse ki yazıyı yayınladıktan sonra problem sabah düzelmişti formu doldurmama gerek kalmadı.

İlk kutuya aldığınız hata kodunu yazıyorsunuz.İkinci kutuya ise hangi işlemi yaparken bu hata kodunu aldığınızı kısaca açıklıyorsunuz.Üçüncü kutuya bloğunuzun adresini yazıyorsunuz.En sonunda ise kullanmış olduğunuz tarayıcıyı seçiyorsunuz.

Siyaset Kuponu

Buradaki habere göre CHP için de kapatma davası açılması için Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmuş şimdi mecliste bulunan dört partiden CHP'den ayrılan DSP ile birlikte beş partiden üç'ü kapatma davasıyla karşı karşıya sanki iddaa kuponuna sistem oynuyoruz.

DTP banko 1,05 oranla kapatılacak AKP 1,25 araya bir de CHP yi süpriz olarak eklersek 2,20 oranla kapatılacak şimdi bunu sistem oynarsak 3'ün 2 lisi şeklinde kombine yaptığımızda en iyi ihtimal ile mecliste temsil edilenlerin %50's itemsil dışı kalacak şimdi böyle bir ortamda politika düşünsen ne olur düşünmesen ne olur.

Halbuki bundan bir sene kadar önce rüzgar çok farklı yönde esiyordu herşey daha farklı gözüküyordu veya öyle allanıp pullanıyordu .AB sürecinde bir çok gelişme yaşanıyordu ardı ardına yasalar çıkıyordu ne ekonomik kriz söylentileri vardı ne de başka bir şey dillere pelensek ediliyordu.

Ne oldu da bir anda böyle rüzgar tersine dönmeye başladı çünkü sistemin bam teline dokunuldu.Ya sistem yenilenecek yada parti kapatmalar devam edecek A partisi kapatılacak B partisi şeklinde yeniden küllerinden doğacak sonra sistem yeniden işlemeye başlayacak ve yine bir şekilde bam teline dokunulduğunda tepkisini gösterecek bu devinim böyle sürüp gidecek daha ne kadar devam edebilir tartışılır.

Veya çağdaş gelişmiş uygar demokratik ülkelerin anayasal sistemlerini kendi sistemimize entegre ederiz uyumlu hale getirip düzenleriz.

19 Nisan 2008 Cumartesi

Şarki Listesi

C - the one in the middleBelki yapanlar vardır bilmiyorum ama bir kaç gün önce msn'de bir arkadaşım bir kaç şarkı yolladı.

Sonrasında beğendin mi hoşuna gittimi diye sorunca bende kendi sevdiğim şarkılar dışında arkadaşlarım hangi şarkıları seviyor diye merak ettim.

Ve msn'de her arkadaşımdan beğendiği 10 şarkıyı yollamasını istedim.

Sevdiği şarkılar içinde tür farketmiyor dedim illa rock veya pop veya bir başka tür olması gerekmiyor en beğendiğin şarkılar arasında ilk 10 tanesini bana yollamasını istedim.

Bakalım sırayla toplamaya çalışıyorum bu fikir hoşlarına giden arkadaşlarım da oldu.Zaten yeterince şarkı arşivine sahibim ama insan merak ediyor bir şekilde diğer arkadaşların ne dinliyor ne izliyor.

Yani insanların sevdikleri şarkılar bir şekilde o kişinin dünyasına açılan farklı bir pencere olmuş oluyor.Bir şekilde dinlediği sevdiği şarkıda o kişinin dünyasına geçiş yapmış oluyoruz.Bu yüzden şarkı sayısı ne çok fazla olması gerekiyor ne de çok az bazı arkadaşlarım tercih yapmam çok zor ilk 10 çok az bile diyorlar ama öncelik ilk 10 şarkıda tabiki bakalım nasıl bir şeyler ortaya çıkıcak zamanla öğreneceğim.

Ön yargı ile yaklaşmadan yollanan tüm şarkıları sabırla dinleyeceğim.Sizde buraya en sevdiğiniz ilk 10 şarkıyı yazabilirsiniz.

Fotoğraf:[phil h]

18 Nisan 2008 Cuma

Hayat Yolu

Hayat dediğin nedir ki şu kısacık ömür törpüsüne sığdırmaya çalıştığımız beklentiler,istekler ve bir türlü gerçekleştiremediğimiz hayallerden başka nedir ki çocukluğumuzdan itibaren hayal dünyamızda türlü türlü kahramanlıklar yaparız.

Hayallerimizde işimizi ,eşimizi, hayatımızı kurgularız o hayat yolunda inatla yolda kalmadan gitmeye çalışırız.

Hayat mücadelesinde zaman geçtikçe kurduğumuz hayal kaleleri birer birer yıkılmaya başlayınca ne olduğunu anlamaya başlıyoruz.

Çocukken pilot olmak istiyorsunuz bir bakıyorsunuz memur olmuşsunuz veya avukat olma hayaliniz varken yapmak istemediğiniz bir mesleğe yöneliyorsunuz veya yönlendiriliyorsunuz.Aşkı arıyorsunuz ama bir şekilde başka bir dünyada kendinizi buluyorsunuz.

Hayat mücadelesi çetin ve zorlu geçmeye devam ediyor yılmıyorsunuz her seferinde başka bir şeye yöneliyorsunuz.

Hayat şartları iyice boşluğa sürükleyip insanı karamsarlaştırıyor.

Bu nasıl bir dengedir dünyanın bir tarafında açlıkla mücadele oluyor savaşlar çıkıyor insanlar ölüyor diğer bir taraftan yeni alacağı arabanın derdine düşen insanlar oluyor.

Herkesin yaşama amacı farklı kimisi açlıktan ölmemek için savaşıyor kimisi yeni alacağı ev,araba için savaşıyor.

Ben mi arayışım devam ediyor bulabilmiş değilim.

17 Nisan 2008 Perşembe

Yeşil Alan

Evimizin önündeki son iki arsa da inşaat çalışmasıyla binaya dönüşümünü tamamladığında artık sıra sıra dizilmiş beton bloklara gömüldüğümüzü iyice idrak ettim.İşin garip tarafı istanbul gibi büyük bir metropolün yıllar önce belirli bir standartı oluşturmaya başlaması gerekiyordu.

Yeşil alan neredeyse hiç yok gibi yeşil alanın az olmasına alıştırıldığımızdan dolayı en küçük bir girişimde sevinmeye başlıyoruz.

Yol kenarlarına belediyenin süslediği laleler ve düzenli yapılmaya başlanan lale festivalleri ile yeşil alan özlemimizi gidermek zorunda kalıyoruz.

Şehir içinde yoğun olan bölgelerde artık yeşil alan çok çok az yoğunlaşmanın az olduğu yerlerdeki yeşil alanlara gidebilmek zaten istanbul trafiğinde insanın hevesini bir anda kaçırıyor.

Her taraf beton bloklarla kaplı hayat gittikçe hızlanıyor herşeyi çabuk tüketiyoruz işte insanların hızlı rutin hayatlarında yaşadıkları ağır stresli zamanı bir şekilde üzerinden atması gerekiyor.

Bunun için daha çok yeşil alan olması gerekiyor yoksa beton bloklar arasında yaşanan yaşamlar iyice dayanılmaz hal alıyor.

Metafor

Bazen bir filmde bir an görürüsünüz veya bir kitapta bir bölüm okursunuz sizi bir yerden alıp başka yerlere sürükler dumur olur ne yapacağınızı bilemezsiniz.

Dünyanın adalet sistemini yargılamaya başlarsınız kendi iç dünyanızda sorgularınız arttıkça işin içinde çıkamamaya başlarsınız.

M. Kutay YILMAZ'ın yazıp yönettiği Metafor adlı kısa filmi izlediğimde bu duygulara kapıldım durmadan sorguladığım şeyleri daha derin sorgulama ihtiyacı hissettim çözüm olarak bir şey bulamadım.

Metafor mecaz, sözcükleri gerçek anlamları dışında kullanma sanatıdır.


Çözüm aradıkça bazı şeylere çözümsüzlük içinde paradoks yaşar durursunuz.

Bahar Temizliği

Bahar TemizliğiBir kaç gündür bahar temizliği ile uğraşıyorum.Nihayet odamı düzenleyebildim bazı eşyaların yerlerini değiştirdim odam biraz düzene girdi gibi herneyse devamlı ertelediğim bir şeyi halledip kurtuldum.

Bahar temizliğine başlarken zincirin halkası gibi olaylar birbirini takip etti.Bilgisayarımın ve ona bağlı aparatların yerini değiştirdiğimde adsl kablosuna zarar vermişim.

Bahar temizliği sayesinde ilk önce gecikmeye giren adsl faturasını ödedim sonrasında adsl'nin kapanmadığını anlayınca sorunun kaynağını ufak bir araştırma sonucu buldum ve hallettim.


Sonrasında odama misafir odasındaki tekli koltuklardan birini getireyim dedim ve uzun uğraşlar sonucu misafir odasından geçebilen tekli koltuk benim odamın kapısından geçmedi.

Standart olarak inşaa edilmemiş bir odanın giriş kapısı ile diğeri nasıl tutmaz bu nasıl bir iştir.Ve o kadar uğraştan sonra kapıdan geçemeyen koltuğu geri eski yerine taşımak zorunda kaldım.

Ve nihayet bahar temizliği bir çok şeyi yapmama sebep oldu odam biraz genişledi gibi veya bana öyle geliyor

Fotoğraf:stephcarter

12 Nisan 2008 Cumartesi

Marka Bilinirliliği

Geçen gün Kanal D ana haberde Mehmet Ali Birand'ın Marka Bilinirliği ile ilgili söylediği bu sene de KanalD'nin marka bilinirliğinde televizyon kanalları kategorisinde birinci sırada olduğunu söylediğinde ben de kendi kendime anket yaptım.Marka bilinirliliği olarak aklıma ilk gelenleri listeledim.

Televizyon Kanalı

1-KanalD
2-ShowTv


Televizyon Markası

1-Sony
2-Vestel


Cep Telefonu

1-Nokia
2-Samsung

Fotoğraf Makinesi

1-Canon
2-Nikon

Cep Telefonu Hattı

1-Turkcell
2-Telsim şimdi Vadafone

Yazıcı

1-Canon
2-Hp

Notebook (Dizüstü Bilgisayar)

1-Dell
2-Toshiba

Otomobil

1-Bmw
2-Opel

Deterjan

1-Omo
2-Ariel

Pc (Masaüstü)

1-Casper
2-IBM

Gazete

1-Hürriyet
2-Radikal


Ergenekonun Yakin Tarihi

İsmet Berkanın geçen hafta yayınlanan Ergenekonun Yakın Tarihi üzerine yazdığı yazı serisini (1,2,3,4,5,6,Son) okuduktan sonra aklı başında olan birinin akıl tutulması yaşamaması için hiç bir neden yok normalde bu yazılanları birinden duysanız komplo teorisi üretmekle paranoyak olmakla suçlanırsınız Kurtlar Vadisi Pusu izliyormuşum gibi bir izlenime kapıldım.

Bu olanlar yaşandı 2000-2008 arasında gerçekleşen kronolojik olaylar birer birer gerçekleşti birileri birşeylerin istedikleri şekilde gerçekleşmesi için ülkeyi biryerlere yönlendirdiler.

Kısmen de olsa bu olaylarda başarılı oldular eğer tam anlamıyla başarıya ulaşmış olsaydı zaten şimdi çok daha farklı konumlarda olunurdu.


İsmet Berkanın son yazısındaki bu sözler zaten gereken herşeyi açıklıyor.

Demokratik bir ülkede hükümetleri düşürmenin, iktidarları değiştirmenin meşru yolları vardır. Darbe düzenlemek veya darbeye zemin oluşturmak için kışkırtıcı faaliyetlerde bulunmak bu meşru yollardan biri değildir, olamaz, olmamalıdır.

Siyasi muhalefetle 'Ergenekon' arasındaki temel fark da budur işte.

Lafı fazla dolaştırmaya gerek yok, AKP iktidarı, Türkiye'de 'devlet iktidarı' adı verilen iktidarı temelinden sarstı. Ve o 'devlet iktidarının' temsilcisi olduğuna inanan bazı kamu görevlileri, programını halka anlatıp demokratik yollarla seçilmiş hükümetin başta Avrupa Birliği reformları olmak üzere uygulamalarını 'gayri milli' buldu, bunların gerçekleşmesini engellemek için elinden geleni yaptı.


Bu olayların sonucunda insanların oy kullanması tercihlerini belirlemesinin bir önemi yok o zaman yani birilerini bir şeyler yapmak için seçiyorsunuz ama seçtiğiniz partinin bir önemi kalmıyor sistem içindeki çarklar devreye giriyor.

11 Nisan 2008 Cuma

Cep Telefonu

Telefon kullanmayı uzun zaman önce bıraktım genelde telefonum kapalı duruyor.

Telefonu açtığım zaman bankadan ödemeler ile ilgili bilgi vermek için aramalar oluyor.Onun dışında telefonla bir bağım kalmadı.

Telefon numaram bir çok arkadaşımda olmasına rağmen okul zamanında bir şeye ihtiyacı olan arkadaşlarım ararlardı.

Onun dışında arayan soran olmazdı.Bir kaç kere aradığım kişilerden geri dönüş olmayınca telefon olayından iyice soğudum zaten telefonda konuşmayı seven biri değilim.

Tüm teknolojik olaylara meraklıyımdır ama bir türlü şu cep telefonuna adapte olamadım.Marka,model kamera özelliği veya ekstra bir özelliği olan telefon hiçbiri ilgimi çekmiyor.

Telefon meraklısı bir milletiz telefonun işlevselliğinin bir önemi yoktur aslında önemli olan ne kadar fazla özelliği var.Telefon o derece önemli oluyor.

Benim için telefonun önemi yok...

10 Nisan 2008 Perşembe

Saman Alevi

Saman alevi gibi parlayan gündemi oluşturan konular bir müddet sonra yerine başka asaman alevlerine bırakıyor.Gündemdeki konular doğru dürüst detaylı ve açıklayıcı bir biçimde anlatılmıyor,tartışılmıyor,açıklanmıyor.

Enflasyon,Terör,Türban,301,Öteki-Beriki gibi bir çok konu var ve bu konular ne yazık ki saman alevi gibi parlıyor birşeyler konuşuluyor yazılıp çiziliyor.Sonra o süre zarfında sınıflama tasnif işlemleri başlıyor.Terör'e karşı türbanın serbest olması taraftarı 301 kalkmasın diyen hükümet yanlısı olan A sınıfına,hükümete karşı olanlar B sınıfına, hükümet yanlısı ve 301 karşıtı olan C sınıfına, (sınıflamayı çoğaltmanız mümkümkündür) denile denile sınıflama işlemleri yapılıyor.

Artık seviye bile yok yani nasıl konuşursan nasıl saldırırsan o derece prim yapıyorsun çünkü kendi doğrularını anlatamıyorsun veya gerek duymuyorsun anlatmaya nasıl olsa söylenenler bir şekilde unutulacak en basiti Aysun Kayacı'nın söylediği sözler.

Aysun Kayacı bir şey söylüyor tartışılıyor o tartışmalar sulandırılıyor,magazinleştiriliyor hatta bir kanal tartışma esnasında anket düzenliyor.O ankette bir eğitimli insanla eğitimsiz insanın eşit oy hakkına sahip olup-olamıyacağı yönünde anket düzenleniyor.Ankete katılanların %80'den fazlası eşit olma-ma-lı yönünde oy kullanıyor.(Kanal çarpıtıyor da olabilir program süresi boyunca 5000 civarında oy kullanılmış)

Göz göre göre ülkeyi kriz eğişine getirmeye çalışıyorlar olacak iş değil birileri Türk insanının eskiye özlem duygularını biliyor olacak ki 70'lerde çıkan olayların benzerlerini yapma girişiminde bulunuyorlar.


O yıllarda o provakasyonlar işe yarayabilir ama şimdi kolay kolay kimse aynı yanılgıya düşmezler kaldı ki 70'lerdeki politik kuşakla şimdiki neslin politikaya bakışı arasında dünyalar kadar fark var.

Merak ediyorum da AKP hükümetinin 301 yasasına karşı tutumu "kesinlikle olmaz yönünde olsaydı" diğer partilerin tutumu ne olurdu özellikle CHP'nin tutumunu merak ediyorum.

Sulandırılmış bir çok konu var hangisini konuşsanız elinizde kalıyor A partisinin desteklediği bir şeyi B partisi desteklemiyor C partisi destek olursa yerden yere vuruluyor hemen onu ötekileştirme çabasına giriliyor sonrasında o parti bir daha ötekileşmemek için doğru olacak bir şey olsa bile desteklemiyor.

Yani siyaset bu kadar basitleşiyor bu kadar sıradanlaşıyor.

9 Nisan 2008 Çarşamba

Yazamamak

Yazmak için sayfayı açıyorum yazacaklarımı kafamda toparlayıp en iyi biçimde aklımdakileri yazayım diyorum.

Blog sayfasını açıyorum ve ne oluyorsa ondan sonra oluyor zaten hiç birşey anlamadan bir bakmışım 3-5 saat akıp gitmiş o ara ne yaptım neyle uğraştım hiç anlayamıyorum.


Bir konuya tam odaklanayım diyorum ama nafile olmuyor.

Aslında odaklanmaya çalıştığım konudan zincirleme bir şekilde başka konulara sıçramış oluyorum sonrası zaten malum zamanın nasıl geçtiğini anlayamama şeklinde geri dönüşümü oluyor.

Mesela gündem ile ilgili yazı yazacaksam Rss Reader'da gündem ile alakalı yazılara bakmaya bir başlıyorum sonuç itibariyle o kadar kişiyi eklersen olacağı bu oku oku bitmiyor.

Bu yazıyı yazmadan önce iki günlük süre zarfında üç kere yazı yazma girişimim olmuş ancak şimdi yazabiliyorum.

Tavsiyem şudur ki benim yaptığım gibi yapmayın yoksa yazı yazamazsınız.

Fotoğraf: CaroWallis1

7 Nisan 2008 Pazartesi

Eskiler

Eski TelefonEskiden şikayet ettiğimiz bir çok şeyi şimdi "ne güzeldi o günler " "eskiden böylemiydi" gibi benzer kalıpları bu aralar çok duymaya başladım.

Veya devamlı bunlara benzer cümleler kuruluyordu ben yeni fark etmeye başladım.

Mesela bakkalların hizmetinin daha iyi ve daha kaliteli olmasını dilimize dolardık sonrasında avrupadaki yaşam standartlarıyla kıyaslar burada da aynı şartların olmasını iç çekerek isterdik.

Önce büyük şehirlerde bakkalların yerine marketler almaya başlayınca aslında yeniliğin,teknolojinin bir yandan da olumsuz etkileyen tarafları gözükmeye başlandıkça eskiye özlem belirmeye başladı.

Aslında şikayet edilen aranan şey insan ilişkisinin bir anda kesilmesi eskiden bakkal sahibi ile ayak üstü muhabbet edilirdi bir sürpermarketde kasiyerdeki kişi ile ne kadar muhabbet edebilirsiniz ki

Bireyler yalnızlaştıkça eskiye olan özlem artacak ve herşeyi on sene yirmi sene öncesiyle kıyaslamaya başlayacaktır.

Eskiden çevirmeli telefonlar vardı...Ahhh o günler


5 Nisan 2008 Cumartesi

Lale Festivali

Uluslararası Lale FestivaliSınav stresinden kurtulmak için sınav dönüşünü tren ile yapayım dedim baktım hem hava da güzel izmitten trene bindim.

Haydarpaşaya tren vardığında benim şansıma istanbulun havası kapalıydı her neyse taksimde biraz dolaşıp eve dönerim diyerek taksime geçtim.


Taksimde Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği bu sene 3.cüsü düzenlenen "Uluslararası Lale Festivali" 5-13 Nisan arasında çeşitli etkinliklerle kutlanacakmış etkinlik detayları için buraya bakabilirsiniz


Laleler
İzmit belediyesi de yürüyüş yoluna lale dikiyordu.Bazı laleler çok güzel de bazılarını ben beğenmedim.

Etkinliğe denk gelemedim akşam üzeriydi ve kapalı bir şekilde kurulmuş standlarda tanıtımlar yapılıyor standların birinde hollandadan gelen hollandanın yerel kıyafetleri ile Hollandada yetiştirilen Laleler tanıtılıyor.

Baharın gelmesiyle beraber heryerin rengarenk çiçekler içinde olması çok güzel olacak yoksa istanbul bu kalabalık bu aşırı stres ile insanı canından bezdirir.




3 Nisan 2008 Perşembe

Sınav Kabusu

Hayat bir şekilde bir şeylerden nefret etmenize yol açıyor sevdiğiniz şeyler nefrete dönüşebiliyor.

Bu hafta vize haftası ve sınav stresini tekrardan yaşamak zorunda kalıyorum.

Zoraki sınavlara giriyorum çıkıyorum bir şekilde bitecek ama nasıl olacağını bende bilmiyorum.


Dikkat ettim sınav zamanları aşırı stresden dolayı istemeden de olsa öfke patlaması yaşıyorum.Bu sinir harbinden sonra kendime baya şaşırıyorum.

Mesela msn'de biriyle konuştuğumda yazdığım yazı karşı tarafa gitmediğinde normalde ya konuşmaya son veririm yada programı kaldırıp yeniden yüklerim.

Ama gel gör ki bu sınav zamanında böyle olmuyor cinnet geçiriyorum sanki her neyse insan korkularıyla yüzleşeceği zaman gergin olması normaldir.Elbet bir gün bu kabusumdan uyanacağım.

Kabuslarınızdan iftihar ile mezun oldunuz...

1 Nisan 2008 Salı

Maskeler

Yürüyüş yaptığım zamanlar hangi yöne ne kadar yürüdüğümün farkında olmam.

Genelde kulağımda kulaklık olur ve hayal alemine dalıp giderim.Bugün de ayaklarımın altı su toplayana kadar yürüdüm.

İnsanlar tetris'deki legolar gibi üzerime doğru geliyorlar ben o kalabalıkta bir sağ bir sol yöne kendimi ötelemekten bir ara kendimi lego gibi hissettim.

Aslında yürüyüş yaparken çalan müziği veya ritmi umursamıyorum bir şekilde çalan o müzik düşüncelerime konsantre olabilmem için bir araç vazifesi görüyor.

İnsanların yanlarından geçip giderken düşüncelerime dalıp gitmemişsem insanların yüzlerini inceliyorum.İnsanların ortak noktaları genelde yüzlerinde yer alan mutsuz bir ifadenin yer almış olmasıdır.

Göz bebeklerindeki o ürperten soğukluğun sinsice bir şekilde vücuda işlemiş olması çok kötü bir durum.Bir çocukların gözlerine bakın bir de etrafınızda reşit olan insanların gözlerine bakın aradaki farkı göreceksiniz.Maskelerin ardına sığınmışız nefes alıp veriyoruz bazen karşıdan gelen birini görüyorum gözlerinin içi gülüyor

Ve işte o an içimden her daim gülmesini diliyorum.

Related Posts with Thumbnails
 
Go To Top